SİNİR KATSAYIMIZ YÜKSELDİ

Her yıl düzenlenen "Gallup Duygular Anketi" sonuçlarına göre Türkiye mutsuz ülkelerin başında geliyor.

SİNİR KATSAYIMIZ YÜKSELDİ
06 Temmuz 2022 - 15:27
Dünyanın en sinirli 2’nci ülkesi olduğumuz raporda Türkiye, en az keyif alan ülkeler arasında 1’inci, en çok stres yaşayan ülkeler arasında ise 4’üncü oldu. Türkiye’nin bu durumu hakkında görüşlerini aktaran Antalya’da Uzman Psikolojik Danışman olarak görev yapan Muttalip Alçay, yaşanan ekonomik zorlukların bu sonuçlara etkili olduğunu aktardı.
Günden güne çeşitli psikolojik sorunların ortaya çıktığı Türkiye, her yıl düzenlenen duygular anketinde de yerini belli etti. Her gün gelen zamlar, hayat pahalılığı ve bir pandemi süreci sonrası Türkiye olumsuz etkilendi. Global bir araştırma şirketinin her yıl düzenlediği Gallup Duygular Anketi raporuna göre Türkiye mutsuz ülkelerin başında geliyor. Dünyanın en sinirli 2'ncci ülkesi olduğumuz raporda Türkiye, en az keyif alan ülkeler arasında 1'inci, en çok stres yaşayan ülkeler arasında ise 4'üncü oldu. Türkiye'nin bu durumunun neyden kaynaklandığı ve neler yapılabileceğine dair Uzman Psikolojik Danışman Muttalip Alçay görüşlerini aktardı.
Türkiye Adına Çarpıcı Sonuçlar
Duygular anketi hakkında açıklama yapan Muttalip Alçay, “Dünyanın en sinirli, en endişeli, en huzurlu, en fazla gülen ülkelerini açıklayan, Gallup'un her yıl düzenlediği duygular anketini incelediğimizde ülkemiz adına oldukça çarpıcı sonuçların olduğunu görüyoruz. Temelde öznel iyi oluşun ölçüldüğü ankette yaşamın değerlendirilmesi, olumlu duygular ve olumsuz duygular ölçülmeye çalışılıyor. Örneklem açısından da oldukça kapsayıcı sayıya ulaşıldığı görülüyor.” dedi. Pandeminin sonuçlarının toplumu olumsuz etkilediği beklentisi olsa da aslında insanların bireyselleştiği düşüncesinin rafa kalktığını ifade eden Uzman Alçay, “Esasen pandemi ile birlikte insanoğlunun özellikle son elli yıldır belki de derinden kaygıyı bu denli hissettiği bir olayın olmaması sonuçların olumsuz bir eğilimde çıkacağı beklentisini oluştursa da sonuçların tüm ülkeler için böyle olmadığını da görüyoruz. Toplanan verilerde pandeminin betimlemesi oldukça güç bir yıkıma sebep olduğuna işaret etsede bu dünyada insanların kenetlenmesine, sosyal yardım faaliyetlerinin artmasını da sağladı. Dolayısıyla umut, aidiyet, birliktelik, acının paylaşılması, evrensellik gibi duyguların da ortaya çıkabildiğine tanıklık ettik. Daha açık bir ifadeyle insanların bireyselleştiği ve bencilleştiği düşüncesinin rafa kalktığını ve bunun genellenemeyecek olduğunu gördük. 2021 toplum yanlısı faaliyetlerde bir artışın olduğunu görmemiz kitlesel bir bencillik düşüncesinin önyargılı bir değerlendirme olduğunu gösteriyor. Yani yardım almakta yardım etmekte temelde insanları mutlu eden bir davranış. Çalışmayla biz bunu da teyit etmiş oluyoruz. Kendi başına zenginliğe sahip olmanın mutluluk için yeterli olmadığını, sahip oldukları parayı, kaynakları ve zamanı diğer insanların iyiliği için harcayabilmenin bireylere mutluluk sağladığını görüyoruz. “şeklinde konuştu.
Güçlü Ekonomiye Sahip Olmak Yeterli Değil
Muttalip Alçay konuşmasında, “Listenin tepesindeki ülkelere baktığımızda yalnızca güçlü ekonomiye sahip olmanın yetmediğini kolayca anlayabiliriz. Bu ülkeler aynı zamanda köklü bir demokrasi ve sivil toplum geleneğine sahip ülkeler. Bunun insan psikolojisinde temel bir karşılığı var. Özgür hissetme, değer görme, önemsenme ve farklılıkların önemli olmadığı bir ön kabul insanların aradıkları en temel ihtiyaçlardan. Önemli ruh sağlığı uzmanlarından ve gerçeklik terapisinin kurucusu Glasser benzer bir durumu ortaya koyuyor. Ona göre insanlar sosyal canlılardır ve birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla hala kısmen yaşadığımız pandeminin zorlu psiko-sosyal yanı bazı ülkeler için birleştirici bir yanla birlikte güçlü dayanışma ve güven duygusunu ortaya çıkardı. Raporla ilişki kurulabilecek bir diğer yan insanların en belirgin motivasyonlarının mutluluk ve keyif duygusunu artıracak ve üzüntü ve keder duygusunu azaltacak edimlerde bulunma isteyişinin görülmesidir. İnsanlar hayatta kalma, sevme, ait olma, güç, özgürlük ve eğlence ihtiyacını doyurmak isterler ve bu temel durumlar doyuruldukça öznel iyi oluş artar az doyurulması acı duygusunun hissedilmesine sebep olarak pek çok olumuz psikolojik çıktıya neden olur.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Geçen Yıla Göre Geriledi
Türkiye’nin mutlu ülkeler arasında geçen yıla göre oldukça gerilediğini aktaran Alçay, “Ülkemizin mutlu ülkeler arasında geçen yılna göre gerileyerek oldukça sonlarda yer aldığına üzülerek tanıklık ediyoruz. Fiziksel acı hissetme, endişe, üzüntü, stres ve öfke gibi duyguların yaşandığını orataya koyan rapor bize bazı fikirler de veriyor. En az gülümseyen ülkeler sıralamasında birinci, öfke duygusunu en çok yaşayan ikinci ülke, stres yaşamada dördüncü ve en az keyif alan ülkeler sıralamasında ise yine ikinci sırada olduğumuzu görmek derin bir üzüntü duygusunu beraberinde getiriyor. Soruna yine Glasser'in temel ihtiyaçları bağlamında baktığımızda ülkemizdeki insanların, hayatta kalma, sevme, ait olma güç, özgürlük ve eğlence ihtiyaçlarının yeterince doyurulmadığını anlayabiliriz." dedi.
Gençler Umutsuz
Gençlerin geleceğe karşı umutsuz olduğunu dile getiren Muttalip Alçay, “Gençlerdeki geleceğe dair umutsuzluk, yaşamın dünyadaki koşulların da etkisiyle gittikçe kötüleşmesi, adil bir dünyada yaşamama hissi, engellendiğini düşünme, içsel ve dışsal motivasyonun yitirilmesinin bu sonuçlarda etkili olduğunu düşünebiliriz. Pozitif psikoterapinin temelinde olumlu duyguların yansımasının en belirgin göstergesinin gülümseme olduğu ifade edilir. Gerçek bir gülümseme vesikalık fotoğraflarda ya da haydi gülümseyin nidasını duyduktan sonra ortaya çıkan gülümsenin ötesinde, gerçekten zevk ya da mutluluk gö
steren gülümseme göz çevremizdeki kaslarla, yanak kaslarımızın aynı anda çalıştığı gülümseme şeklidir. Dolayısıyla en az gülümseyen ülkeler arasında birinci sırada oluşumuz olumlu duyguların davranışlarımıza yansımadığını ya da olumlu duyguları oldukça az hissettiğimizi gösterebilir.

Neler yapılması gerektiği konusu ise oldukça kapsamlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuluyor. Esasen ne oluyor da bizim kültürümüz, geleneklerimiz yaşamda mutluluğu bulmaya daha yakın olmamızı sağlama potansiyeline sahipken son sıralardayız? Temel sebeplerin yakalamaya çalışma, her şeye fırsat gözüyle bakma ve fırsatı kaçırıyormuş hissine kapılma, yaşananların hak edilmediği inancı, değersiz hissetme, önemsenmeme, umutsuzluk duygusunun güçlü bir şekilde hissedilmesi ve yaşamın bundan sonra da üzüntüyle yoğrulacağına olan inanç olarak sıralayabiliriz. “diyerek düşüncelerini aktardı.
Zıtlaşma Ve Kutuplaşma Bir Kenara Bırakılmalı
Her şeyin geçici olduğunu aktaran Alçay,
Açıkçası yıllardır işim gereği insanlarla görüşüyorum ve geçmeyen hiç bir şeyin olmadığını gördüm. Güneşin hep doğduğunu, yarının yine olduğuna tanıklık ettim. Dolayısıyla hem psikolojik hem sosyal hem de toplumsal olarak içinde bulunduğumuz durumun sonsuza kadar süreceğine dair bir düşünce bizi çıkmaza sürükleyebilir. Sonsuz ıstırap fikri korkunç gelir insana. İlk olarak daha önce de geçmez dediğimiz şeyleri yaşadığımızı aklımıza getirerek onların geçtiklerini gördüğümüzü hatırlamalıyız. Sonrasında kendi kontrolümüzde olmayan şeyleri değiştirmek için harcadığımız enerjiyi değiştirme gücümüz olan şeyleri değiştirmeye çalışma gayretine evirmeliyiz. Yaşamda binlerce seçeneğin olduğunu akılda tutup korku ve kaygılanmamıza sebep olan durumları rasyonel olarak tekrar değerlendirmeliyiz. Zıtlaşma ve kutuplaşma düşüncesini bir kenara bırakarak evrenselliğe, bilime ve birlikteliğe olan inancımızı tazelemeliyiz. Umut her zaman vardır. İnsanları yargılamadan, yadırgamadan, değerli birer varlık olduğunu bilerek dinlemeliyiz. Aile bağlarını güçlendirmeye çalışmalı, kalp kurmanın en kolay durum olduğunu güçlü insanların ise kalp kazanmaya çalıştığını bilerek hep birlikte hareket etme gayretini göstermeliyiz.” diye konuştu.
Hayat Pahalılığı Sonuçları Etkiledi
Günden güne gelen zamlar ile gerçekleşen hayat pahalılığının sonuçları olumsuz etkilediğini söyleyen Alçay Psiko-sosyal süreç bağlamında değerlendirirsek ekonomik olarak yaşanan bu sürecin sonuçları etkilediğini düşünüyorum. Çünkü ekonomik zorluklar insanların pek çok olumsuz duyguyu yaşamasına sebep olabilir. Fiziksel ihtiyaçlar ve güven ihtiyacının temelinde refah duygusunun hissedilmesi var bir yerde. Dolayısıyla bu ihtiyaçlar giderilmeden insanların keyif alma duygusunu yaşayarak hareket etmeleri oldukça güç. İnsanların ekonomik açıdan ailelerini dahi ziyarete gidemediklerini hayal edin. İlk düşünceleri ne olur? Engellenmiş olma düşüncesi, yetersizlik inancı, mahcubiyet gibi oldukça yıkıcı duygularla karşı karşıya kalabilirler. Dolayısıyla fark edilmese bile zihnin bir yerinde değersiz olduklarını düşünmelerine, bu dünyada önemlerinin olmadığı inancına, ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar yetişemeyecekleri düşüncesine dönüşebilir. Bu düşüncelerin ilk çıktısı ise öfke olacaktır. Varoluşsal öfke durumunda ise insanlar gerginliği, değersizliği ve mutsuzluğu deneyimleyebilirler. Bunun ilk davranışsal göstergesi ise asık surat, gülümsememe ve yorgunluk olacaktır. Dahası insanlar çöküntü duygusunu da hissedebileceklerdir.
Sonuç olarak tüm insanlar gibi biz de değerli olma, sevilme, güvende hissetme, eğlence, özerk davranabilme, saygı duyulmayı hak ediyoruz. Bu duygular doyuruldukça yaşam duyumumuz da artacaktır.” şeklinde konuşarak Gallup Duygular Anketi’ni değerlendirdi.
Haber: Melike SARIKAYA-Deniz İŞİSAĞ
 
Bu haber 630 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Zeynep Yılmaz
    4 ay önce
    “Açıkçası yıllardır işim gereği insanlarla görüşüyorum ve geçmeyen hiç bir şeyin olmadığını gördüm. Güneşin hep doğduğunu, yarının yine olduğuna tanıklık ettim. Dolayısıyla hem psikolojik hem sosyal hem de toplumsal olarak içinde bulunduğumuz durumun sonsuza kadar süreceğine dair bir düşünce bizi çıkmaza sürükleyebilir. Sonsuz ıstırap fikri korkunç gelir insana" Tam olarak hissettiğim bu ne yazık ki. Teşekkürler hocam.
  • Gökhan Arman
    4 ay önce
    Malesef o kadar doğru ki. Pek çok itiyacımızı hem duygusal hem psikolojik karşılamak şöyle dursun var olan mutluluğu bile korumakta zorlanıyoruz