Mehmet Cömert

Mehmet Cömert


Soru Sormak Ve Adabı Üzerine

22 Kasım 2021 - 14:24

Gereksiz bazı konularla ilgili sorular sormak hoş karşılanmamıştır. Zira insanın her şeyi bilmesi gerekli olmadığı gibi mümkün de değildir. İnsan zihninin anlama kapasitesinin sınırlı olduğunu da unutmamak lazım. Örneğin yüce yaratıcının zatı ile ilgili konular insan kapasitesini aştığı için bu konu hakkında soru sorulmaması tavsiye edilmiştir. Zira insan aklı bu konuları anlamak ve bu konu hakkındaki sorulara cevap vermekten acizdir, çünkü bu konu aklın sınırlarını aşar. Şairin dediği gibi: “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez. Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.” Ancak hayatı ilgilendiren konularda soru sormak değil, sormamak vebal ve ziyandır. Sahabe-i kiram Rasulullah(sav) efendimize hayatı ilgilendiren her konuda sorular sormuşlardır. Kuranda “sana soruyorlar” ile başlayan onlarca ayet var. İslama ve Müslümanlara düşmanlık güden, dini yanlış tanıtmaya çalışan kişilerle tartışmak ve onların sorduğu surulara cevap vermek bir tür ilmi cihad olması dolayısıyla güzeldir. Tarihte, özellikle Hıristiyan bazı hükümdar ve din adamlarıyla Müslüman alimler arasında tartışmalar yaşanmıştır. Ancak bu tür tartışmalarda Müslümanın, İslami ahlâka uyması ve tartışmada galip gelmenin sarhoşluğuna kapılarak büyüklenme taslamaması gerekir. Zira maksat hakkın ortaya çıkarılmasıdır; başkasını yenerek kendini öne çıkarmak değil. Ayeti kerime şöyle der: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir.” (Nahl,125) Yine bu konuda Kuran-ı Kerim İbrahim(as) ile Nemrut arasında vaki olan diyalogu ve İbrahim(as)ın susturucu cevabına yer verir. “Allah’ın kendisine verdiği iktidara dayanarak rabbi hakkında İbrâhim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? İbrâhim “Rabbim hayat veren ve öldürendir” deyince o, “Hayat veren ve öldüren benim” dedi. İbrâhim “Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir” dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez”. (Bakara,258) Soru sormanın eğitimde çok önemli olduğu tartışmasızdır. Öğretmenin konuyu monoton bir şekilde anlatması değil, sorular sorarak öğrencilerin derse katılımını ve o konu üzerindeki meraklarını harekete geçirmesi esastır. Soru cevap şeklinde öğrenilen bilgiler daha da kalıcı olur ve kolay kolay unutulmazlar. Rasulullah(sav) efendimiz dini ve ahlâki bazı konuları bu tarz sorular sorarak öğretme yolunu tercih etmiştir. Bunlardan bir kaçına örnek vererek bugünkü yazımıza noktayı koyalım: Rasulullah(sav) efendimiz bir defasında; “... ‘Müslüman kimdir, biliyor musunuz?’ diye sordu. Sahabeler de: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!’ dediler. ‘Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.’ buyurdu. Sonra: ‘Mümin kimdir?’ diye sordu. ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.’ dediler. Bunun üzerine şunları söyledi: “Müminlerin canları ve malları hususunda kendisinden emin olduğu kimsedir.’” (Müsned,6925) “Müflis kimdir, biliyor musunuz? diye sordu. Sahabe: “Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Rasûlullah(sav): “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.’ buyurdular.” (Müslim,2581) Muaz bin Cebel(ra) bir gün sordu: “Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!” Allah Rasûlü şöyle cevap verdi: “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’a hacc yaparsın. Sana hayır kapılarını göstereyim mi?’ dediler. ‘Evet ey Allah’ın Rasûlü’ dedim. “Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır.” buyurdular. Sonra sorularına devam etti: “Bu işin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?’ ‘Evet, ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. “Dinle öyleyse!” buyurdu ve açıkladı: “Bu dinin başı İslam’dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!” Sonra şöyle devam etti: “Sana yaptığında bütün bunları elde edeceğin bir şeyi haber vereyim mi?” “Evet ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. “Şuna sahip ol!” dedi ve eliyle diline işaret etti.’” (Tirmizi,2619)

Bu yazı 80 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum