Mehmet TÜRKER

Mehmet TÜRKER


CÂHİLÎ ARAP AKLI VE KUR'AN'IN BUNA YÖNELTTİĞİ ELEŞTİRİLER-4

07 Mayıs 2022 - 19:40

Adıyaman Üniversitesi İslami İlim- ler Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜVEN tarafından bilimname dergi- sinin 2014 yılının ikinci yarısında ya- yınlanan yazıya sonuç Bölümü ile kaldığımız yerden devam ediyoruz. İlk nazil olan Kur’ân ayetlerine baktığımız zaman, Kur’ân’ın dilinin Arapça olmasına, Peygamberin kendi kavminden ve bir insan olarak gönde- rilmesine özel vurgu yapılmıştır. Ay- rıca Arapların dinî inanışlarına ve bilinçaltlarında gizledikleri niyetlere ve bilgilere gönderme yapılması ve inanmadıkları takdirde Kur’ân’ın bir benzerinin getirilmesinin ısrarla isten- mesi gibi hususlar, mesaj ile mesajın iletildiği kitlelerin psikolojisi arasın- daki ilişkinin ortaya konması açısın- dan büyük önem arz etmektedir. Kur’ân’ın mesajını ve hitap şeklini, Arap toplumu ile sınırlı tutmak doğru değildir. Zira Kur’ân, evrensel bir kitap- tır ve mesajı herkese ve her döneme- dir. Kur’ân’ın ilk muhataplarına karşı kullandığı dil ve üslûp ile Kur’ân’la ilk tanışan Arapların Kur’ân’a verdikleri tepkiye baktığımız zaman, Kur’ân’ın muhataplarının idrak seviyelerine uygun bir kitap olduğunu görmekte- yiz Kur’ân, inanmayan Arapların itiraz sadedinde getirdikleri delilleri ciddiye alıyor ve bunları aklî ve mantıkî veri- lerle çürütüyor. Bu da bize şunu gös- termektedir: O günün Mekke toplumunun aslında Kur’ân’a itiraz ederken dikkate değer deliller ileri sürdüklerini ve Kur’ân’ın da bunlara makul ve mantıkî cevaplar vererek Kur’ân’ın mesajını kalıcı yaptığını gör- mekteyiz. As b. Vail’in ahiretin varlı- ğına itirazına ve Kur’ân’ın verdiği cevaba baktığımız zaman benzeri ör- neklerin tarih boyunca tekrar ettiğini ve aynı noktalarda yoğunlaştığını; inananların da bunlara cevap verir- ken, Kur’ân’ın bu referanslarını aynen kullandıklarını görüyoruz. Sonuç olarak şunu ifade etmekte yarar vardır: Kur’ân, muhataplarının seviyelerine göre hitap etmekte ve onları eğiterek örnek bir topluluk ha- line getirmeyi hedeflemektedir. Arap- lar ise, putperest ve bedevi bir topluluk olmakla beraber; Kur’ân gibi bir metni anlayacak ve kendilerine göre de ona itiraz edecek bir seviyede idiler. Şayet Araplar, Kur’ân’ı anlayacak düzeyde olmasalardı, o zaman Kur’ân onlar için hiçbir anlam ifade etmeye- cekti. Zira bir metin veya bir hakikat, ne kadar büyük ve önemli olursa olsun; o metne muhatap olan kitlele- rin idrak ve anlama seviyelerine uygun olmazsa; o metnin kabul de görmesi de, ret edilmesi de, bir anlam ifade etmeyecekti. Çünkü bir metnin değeri, onu anlayanların ona verdik- leri değer ve onu reddedenlerin ise ona karşı geliştirdikleri itirazlar ile anlam kazanır. Muhatapları tarafın- dan anlaşılamayan ve bir anlam veri- lemeyen bir hakikat, ne kadar büyük olursa olsun, bir kıymeti olmaz. En önemlisi Kur’ân, insanları eğit- mek için gönderilmiştir. Bunun için muhataplarına akıllarını doğru kul- lanmalarını, düşünmelerini, tefekkür ve tedebbür etmelerini, heva ve he- veslerine göre karar vermemelerini sürekli vurgulayarak onları “iyi insan” olmaya çağırmıştır. Gayba ait konularda, mesela ruhu varlığı, kıyametin zamanı gibi konu- larda da meseleyi akla havale etme- yerek bu tür bilgilerin “Allah’ın katında” olduğunu belirterek aklın sı- nırını da çizmiştir. Kur’ân-ı Kerim, îcaz, i’caz, belagat, bedi’ ve beyan yönü ile son derece güçlü; anlam ve muhteva bakımın- dan çok derin mukaddes bir kitaptır. Böyle bir kitabın nazil olduğu ilk dönemlerde anlaşılabilmesi, değerinin takdir edilebilmesi için ilk muhatap- larının akıl, idrak ve hikmet seviyele- rinin yüksek olması gerekir. Aksi takdirde Kur’ân-ı Kerim’in taşıdığı bu kıymet ve değer fazla bir anlam ifade etmeyecek ve Kur’ân’ın ilk muhatabı olan Araplar, Kur’ân’dan fazla bir şey anlamayacaklardı. Nitekim bütün Peygamberlere verilen mucizelerin kendi dönemlerinin niteliklerine ve idrak seviyeleriyle uygunluk arzet- mektedir. Arap toplumunun okuryazarlık oranının düşük olması, bedevi olma- ları, devlet geleneklerinin olmaması gibi özelliklerin yanında o dönemin “cahiliye” olarak nitelendirilmesi söz konusu olsa da, akıl, bilgi ve idrak se- viyeleri açısından son derece yüksek bir topluluk olduklarını söyleyebiliriz. Zira Arap toplumu, Kur’ân’ın bu yüce mesajının önemini, değerini, eşsizli- ğini ve etkileyiciliğini gayet iyi anla- mış ve buna göre lehte veya aleyhte vaziyet almışlar; bu vaziyet alışları da son derece akıllı, bilinçli ve sistematik olmuştur.

Bu yazı 62 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar