Nevzat Laleli

Nevzat Laleli


HALİL İBRAHİM BEREKETİ NEDİR

05 Ocak 2023 - 19:09

Sevgili çocuklar,
Anadolu’muz da çok kullanılan bir söz var. Bu söze; “Halil İbrahim bereketi”
derler.
Özellikle birisi diğerine yemek yedirdiğinde veya ziyafet verdiğinde kullanılan
bir söz bu, “Halil İbrahim bereketi…”
Bereket demek, bir varlığın veya malın kullanıldığı halde eksilmemesi
demektir. Eğer Allah dilerse mal veya paraya bu bereketini verir de, o mal veya para
sizin ihtiyaçlarınıza yeter de artar bile.
Koyunları bilirsiniz, değil mi çocuklar,
Her sene tek yavru yaparlar. Ve her sene insanların et ihtiyacı için
milyonlarcası kesilir, soframıza gelir. Ama nereye baksanız koyun bir sürüsü
görürsünüz.
Köpekler bir kunnama da (doğurmada) 8 – 10 yavru birden doğururlar. Kimse
de onları kesip et olarak kullanmaz. Siz, koyun sürüleri kadar köpek sürüsü gördünüz
mü, hiç?
İşte hayvanlar arasında ki bu fark, koyunun bereketli bir hayvan
olmasındandır.
Şimdi gelelim Halil İbrahim bereketinin hikâyesine…
HALİL VE İBRAHİM KARDEŞLER
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğünün adı Halil, küçüğünün adı ise İbrahim imiş.
Halil, evli ve çocukları da olan bir evin babası, İbrahim ise henüz bekârmış...
Bunların birlikte ekip diktikleri babadan kalma bir de ortak bir tarlaları varmış...
Her yıl ne mahsul çıkarsa, ikiye pay eder, iki kardeş paylaşırlarmış. Bununla da
geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış buğdayı
taşımaya. Ağabey Halil, bir teklif yapmış;
“İbrahim…” demiş. “Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle…”
“Peki, abi demiş İbrahim...” Ve Halil gitmiş çuvalları getirmeye... O gidince,
düşünmüş İbrahim.

“Ağabeyim evli, eşi var, çocukları var… Onun evine daha çok para lazım.
Onun buğdayı benden fazla olmalı…”
Böyle demiş ve kendi payından bir miktar buğdayı atmış ağabeyinin buğday
yığınına...
Az sonra Halil gelmiş kardeşine;
“Haydi, İbrahim…” demiş, “Önce sen doldur da taşı buğdayı ambarına”
“Peki, abi” demiş İbrahim, yine…
İbrahim, kendi yığınından bir çuval buğday doldurup ambarına gitmek için yola
çıkınca bu sefer Halil düşünmüş kendi kendine;
“Çok şükür, ben evliyim. Evim barkım var, kurulu bir düzenim var. Ama
kardeşim henüz bekâr. O daha çok çalışıp, para biriktirmesi gerek. Ev kurup
evlenecek, birçok masraf yapacak. Ona benden daha çok buğday lazım olacak…”
KARDEŞLİK FEDAKÂRLIKTIR
Böyle düşünerek, kendiden bir miktar buğdayı atmış kardeşinin buğdayı içine.
Velhasıl, biri gittiğinde öbürü, öbürü gittiğinde diğeri, kendi paylarından
buğdayları atmışlar, diğerinin yığını içerisine.
Birbirlerinden habersizlermiş böyle sürüp gitmiş ve akşam olmuş, karanlık
basmış.
Ama görmüşler ki taşı taşı bitmiyormuş buğdayları… Hatta azalmıyormuş bile.
Hak teala (Allah) onların bu halini çok beğenmiş ve onların buğdaylarına bir
bereket vermiş, bir bereket vermiş ki sormayın gitsin...
Günlerce taşımış iki kardeş, ama bir türlü buğdayları bitirememişler. Şaşırmış
kalmışlar bu işe... Aksine durmadan çoğalıyormuş buğdayları. Her iki kardeşin
ambarları buğdayla dolmuş, taşmış.
Bugün “Bereket” denilince aklımıza, hemen bu kardeşler ve onların hikâyeleri
gelir.
Ve her Anadolu insanı bir iyilik gördü mü karşısındakinden, o insanı kardeşi
kabul eder ve bu duayı yapar...
“Allah sana Halil İbrahim bereketi versin” der…

Bu yazı 155 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum